En son güncellendiği tarih: Mar 28


Yeni Koronavirüs (Covid-19) sebebiyle pek çoğumuz haklı olarak endişeliyiz. Çocuklar da gerek gündelik rutinlerinin en büyük parçalarından biri olan okuldan uzak kalmanın etkisiyle, gerek mevcut koşullar altında aldığımız sağlık amaçlı tedbirler dolayısıyla alışık olmadıkları ve anlamlandırmanın zaman zaman zor olduğu bir süreçten geçiyorlar biz yetişkinlerle birlikte. Bu süreçte aşağıdaki gündemlerle ilgili de gerekli tedbirleri alarak bu sürecin hep birlikte üstesinden gelirken çocuklarımızın ruh sağlığını korumaya çalışmalıyız.


1. Güvenilir birkaç veri kaynağı belirleyip düzenli olarak onları takip edelim.

Sosyal medya araçları ve televizyon programları yolu ile salgın tehlikesine ilişkin güncel verileri ve bilgileri takip etmek, tüm bu olup bitenlerin daha bilinir olmasına dair ihtiyacımıza ilişkin sıkça başvurduğumuz bir yöntem. Bu ihtiyaç çok doğal ve anlaşılır olmakla birlikte öncelikle kendi ruh sağlığınızı korumak adına, güvenilir birkaç veri kaynağı belirlemeli ve onları düzenli takip etmeliyiz. Bu şekilde mevcut gelişmelerden daha korunaklı bir şekilde haberdar olmak bizi bilgi kirliliklerine maruz kalmadan, bunlara bağlı olarak geliştirmenin çok doğal olduğu kaygı ve panik hissinden koruyacaktır. Çocukların bakımından sorumlu olan yetişkinler olarak çocuklarla sağlıklı bir iletişim kurmaya devam etmenin ilk belirleyicisinin kendi ruh ve beden sağlığımızı koruyor olmak olduğunu hatırlamalıyız.


2. Çocukların sosyal medya, televizyon ve yetişkinlerin kendi aralarındaki konuşmaları dolayısıyla kaygı verici, endişe yaratabilecek, gelişimsel olarak çocuklar için duymalarının riskli olabileceği virüs ile ilgili konuşmalara ve bilgilere maruz kalmamalarına özen gösterelim.

Özellikle çocukların o sırada yanımızda olmadığı veya başka bir şeyle ilgilendikleri için konuştuklarımızı, izlediklerimizi anlamayacaklarını varsaymak doğru değil. Çocuklar için neredeyse her anın bir potansiyel öğrenme ortamı olduğunu, ilgili görünmedikleri zamanlarda da aslında bizi dikkatle dinliyor olabileceklerini gözeterek yetişkinlerle yapacağımız konuşmaların içeriklerine ve izlediğimiz haberlere özen göstermeliyiz.


3. Çocuklara virüs hakkında basit, anlaşılır ve gelişimsel olarak yaşlarına uygun bir açıklama yapalım.

Özellikle haftanın beş günü okula gitme ve sosyalleşme rutini olan bir çocuk için virüs dolayısıyla okula gitmiyor olmak, dışarıya çıkamıyor olmak ve gündelik rutininin bozulması korku ve kaygı yaratabilir. Bu süreçte okulların gribe benzer bir hastalık tehlikesinden korunmak için bir süre tatil olduğunu, yine korunmak için kapalı ve kalabalık yerlere gitmenin uygun olmadığını kısaca anlatmak doğru ve yeterli olacaktır. Elbette, bu açıklamalar çocuğunuz için yeterli olmayabilir ve yeni sorular sorabilir. Bu sırada çocuğunuzun gelişimine uygun bir şekilde nasıl cevap verebileceğinizi bilmiyorsanız, çocuğunuza bunu nasıl açıklayabileceğinizi tam olarak bilmediğinizi, biraz düşünüp cevap verebileceğinizi güven veren bir ses tonuyla söylemeniz yeterli. Tabiki, çocuğunuzun sizden gelecek cevabı beklemeye devam ettiğini de unutmamalısınız. Anlayabileceği ve onun ruh sağlığını olumsuz etkilemeyecek bir şekilde nasıl cevap verebileceğinizi bulmaya çalışmalısınız. Bazı çocuklar verilen güzel örneklerden, bazı çocuklar oyuncaklarla hikayeleştirilerek yapılan cevaplardan bazıları ise bir görsel veya resim yardımı ile daha kolay anlayacaktır.


4. Sosyal ihtiyaçlarımızı karşılamaya ve kaynaklarımızı güçlendirmeye çalışalım.

Gündelik rutinlerimizin bozulduğu, kurduğumuz sosyal ilişkilerin ve iletişimin azaldığı bu süreçte her şeye rağmen sosyal ihtiyaçlarımızı karşılıyor olmak çok kıymetli. Bu sebeple bir taraftan kalabalık ortamlarda bulunmayarak sağlığımızı korumaya çalışırken, online olarak insanlarla iletişimimizi sürdürmeye ve sosyal ihtiyaçlarımızı karşılamaya da özen göstermeliyiz. Ayrıca her şeye rağmen süreç ve maruz kaldığımız endişe verici bilgilerle başa çıkmak için, kendimizi rahatlatmak için kullandığımız kaynaklarımızı hatırlamak, bunları sık sık kendimizi iyi hissettiğimiz zamanlarda da kullanarak güçlendirmek oldukça önemli. Hepimizin birbirinden farklı ve farklı şekillerde bizi rahatlatan, güçlendiren kaynakları var. Hobilerimiz, nefes egzersizi pratikleri, meditasyon, kitap okumak, eski ve yeni müzikler bunların yalnızca bir kısmı. Kriz ortamlarında herzaman bazı fırsatlar vardır bunları görmeye de çalışmalısınız. Örneğin; çocuğunuzun kitap okuma alışkanlığını pekiştirmek istiyorsanız dijital aygıtlar yerine daha çok kitap alın elinize. Çocuğunuzun dikkatini çekmesini sağlamak için sık sık size kitabınızı bir yerden alıp getirmesini ve o sırada bu kitabı neden okuduğunuzu, sizin ne kadar bilgili bir insan yaptığını anlatın. Kitap okuma üzerine sohbetler başlatın bir süre sonra çocuklarınız da kitaplar hakkında sohbet etmek isteyeceklerdir.


5. Çocuklarla evde oyunlar oynamaya ve yeni oyunlar üretmeye çalışalım.

Oyun çocuk için iyileştirici güce sahip bir dil olma niteliği taşır. Bu süreçte çocukların oynayabileceği yeni oyunlarla ilgili fikirler üretmeli ve yeni oyunlar üretebilmeleri için materyaller sunmalıyız. Bu süreçte olup bitenleri daha anlaşılır hale getirebileceği ve baş edebilmesini sağlayan bir alan açmak için; kurdukları oyunlarda yönlendirmeler yapmadan kontrolün, oyuna dair akışın çocuk tarafından belirlendiği bir düzen içeresinde çocuğun oyununa eşlik etmeliyiz. Çalışmalarına güvendiğiniz eğitim kurumlarının yayınladığı evde yapılacak etkinliklerden koşullarınıza uygun olanları yapabilirsiniz.


6. Hijyen amacıyla çocuklardan beklediğimiz davranışlarla ilgili konuşmalarımızda istediğimiz davranışa vurgu yapan, kendi davranışlarımızla çocuğa örnek olduğumuz ve çeşitli olumlu davranış geliştirme yöntemlerinden faydalandığımız bir yol izleyelim.

Virüse ilişkin kaygı, korku ve beraberinde önlem almak amaçlı prosedürler, sık sık dezenfektan maddelerin kullanılması, ellerini beklediğimiz gibi yıkamadığında normalde olduğundan farklı bir tepki ile karşılaşmak da yine çocuklar için kaygı verici olabilir. Bu da istediğimiz davranışın gelişmesinin önüne geçen tepkiler vermemizi beraberinde getirebilir. Örneğin, çocuklara sık sık ellerini dezenfekte etmelerini söylemek yerine, davranışlarımızla çocuklara örnek olabiliriz. Ayrıca, onlar beklediğimiz davranışı gerçekleştirdiğinde; davranışı, bu davranış doğrultusundaki düşüncemizi ve hissimizi paylaşarak istediğimiz davranışın pekişmesini sağlayabiliriz. Temizlikle ilişkili ritüelleri bir müzik eşliğinde yapmak da yine müziğin ve oyunun gücünden faydalanarak istediğimiz davranışların çocuk tarafından geliştirilmesini kolaylaştıracaktır.


7. Çocuğunuzun davranışlarını ve olaylar karşısında verdiği tepkileri izleyin.

Bu süreçte tüm çocukların olup bitenlere öznel tepkiler veriyor olacağını aklımızda tutmalıyız. Bir çocuk için kolayca baş edilebilen bir olay başka bir çocuk için sarsıcı, örseleyici olabilir. Çocuklarımızın bu süreçte verdikleri duygusal tepkileri, uyku ve yeme düzenleri ile ilgili değişiklikleri takip etmeliyiz.


Özetle; hepimiz için karmaşık ve kaygı verici olan bu sürecin hep birlikte sağlıklı bir şekilde üstesinden gelmek için öncelikle kendi ruh ve beden sağlığımızı gözetmeli, çocuklarımıza mevcut süreçle ilgili açık, net ve anlaşılır bir açıklama yapmalı, onlar için ilgi çekici oyun alanları yaratmalı, oyunlarına yönlendirmelerde bulunmadan eşlik etmeli ve endişeye kapılmak yerine kısa sürede bu sürecin hep birlikte üstesinden geleceğimizi umut ederek gerekli önemleri almalıyız.


Bu bilgilere ek olarak süreç içerisinde destek alma ihtiyacı hissettiğiniz bir konu olursa iletişim kurabilirsiniz.

Sağlıklı günler dileriz.




Psikolojik Danışman

Melike İşleyen






28 görüntülemeBir yorum yaz

En son güncellendiği tarih: Mar 28


Bir anaokulunun fiziksel koşulları, çocukların gelişim ve öğrenme sürecini yüksek oranda etkiler. Bahçe kapısından girdiğiniz anda, oraya çocuğunuzun gözüyle bakmaya çalışın. Kendinizi güvende, keyifli ve özgür hissediyor musunuz?

Bir çocuk için artık ikinci evi, ikinci güvenli alanı olacaktır anaokulu. Siz anne babalar için belki de en zor aşaması “doğru okulu” bulma sürecidir. Hem sizlerin beklentilerini karşılayacak, hem de çocuğunuzu mutlu edecek bir “yer” bulmak her zaman kolay olmayabilir.

Sizlere fikir verebileceğiniz düşündüğümüz bu yazıda, bir anaokulu seçerken hangi kriterlere göre araştırma yapabilirsiniz, paylaşmaya çalıştık.




1- Çocuğunuzun yaşı:

Anaokulu tercihinde çocuğunuzun yaşı önemli bir faktördür. Okulun eğitim programı, felsefesi ve vizyonu her yaş grubunu aynı oranda destekliyor mu? Bu noktada kurumun size eğitim yaklaşımını, bir gün içerisinde çocuğunuzun bulunduğu yaş grubu için nasıl bir planlamaya sahip olduğunu, çocuğunuzun gelişim ve öğrenme sürecini nasıl takip ettiklerini,  eğitim kadrosunun özelliklerini anlatmasını isteyin. Çocuğun okula uyum sürecinde okulun uyguladığı adaptasyon yaklaşımı da size bir fikir verebilir. Anne-babayı veya başka bir ebeveyni kesinlikle sürecin dışında tutan bakış açılarına daha temkinli yaklaşın. Kurumun çocuğu okula adapte etme politikası, okul ile ilgili pek çok konu hakkında da size fikir verecektir.

2- Çocuğunuzun bireysel özelikleri:

Çocuğunuzun bireysel özelliklerini en iyi siz anne-babalar bilirsiniz. Onun mizacına uymayacak bir okula, sadece sizin bakış açınızla “ideal” gördüğünüz için göndermeniz çocuğunuz için sancılı bir sürece dönüşebilir. Örneğin; oldukça hareketli olan çocuğunuzu, her gün mutlaka açık ve geniş oyun alanlarını kullanan bir okula göndermeniz, çocuğunuzun enerjisini doğru ve etkili şekilde harcamasına destek olacaktır. Ya da henüz çocuğunuzun ilk anaokulu deneyimi ise, akademik ağırlığı yoğun olan bir okulu tercih etmeniz onu zorlayabilir.

3- Okulun lokasyonu:

Okulun bulunduğu yer, anne-babalar olarak size veya çocuğa rahatlıkla ulaşabilecek bir ebeveyne yakın olursa, bu durum sizin için bir avantaj olacaktır. Örneğin çocuğunuz ateşlendi; bu durumda ona rahatlıkla ulaşabiliyor olmak sizin kendinizi gün içinde huzurlu hissetmenizi sağlayacaktır.

4- Okulun vadettikleri ve sizin beklentileriniz arasındaki uyum:

Okul size “çocuğunuz bu okulda çok şey öğrenecek” diyor, siz ise “çocuğum burada keyifli ve huzurlu vakit geçirsin, sosyalleşsin yeter” diyorsunuz. Okul size “biz tüm gün İngilizce-Türkçe, çift dilli eğitim veriyoruz “ diyor, siz “ben yalnızca yabancı dil eğitimi yapılsın istiyorum” veya “İngilizce dersi haftanın belli günlerinde olsun, çocuk anadilinde düşünür ve gelişir” diyorsunuz. Özetle; okul ne veriyor, siz çocuğunuz için oradan ne bekliyorsunuz? Arada bir uyumsuzluk hissediyorsanız, bir kez daha düşünün.

5- Okulun fiziksel koşulları:

Bir anaokulunda, bahçe veya diğer ortak oyun alanlarında her çocuk için ortalama 4-5 metrekare, sınıflarda ise ortalama 2 metrekare alan bulunmalıdır. Yani çocuğunuzun bulunacağı sınıfta 12 çocuk olacaksa, en az 25 metrekarelik bir sınıf ortamı olmalıdır. Okulu fiziksel anlamda incelerken, gösterişli dizaynlar, çocuğun gelişim ve öğrenme sürecine katkısı olmayacak her türlü “extra” donanım, aslında çocuklar için değil siz anne-babalar için yapılmıştır. Okulun “albenisi” size mi yoksa çocuğunuza mı cazip geliyor?

Çocuğunuza kendi evinizden sonra ikinci “güvenli alanı” seçmek kolay bir süreç değil, ancak kapısından içeri girdiğiniz her anaokuluna önce çocuğunuzun gözüyle, sonra kendi beklentilerinize göre bakın…

O zaman daha iyi bir sonuç alacaksınız.


Herzaman dediğimiz gibi, şimdi de diyoruz: 
OKUL ÖNCESİ ÖNCELİĞİMİZ OLSUN!

Eğt. Uzm. Tuba EREN ÖCAL

11 görüntülemeBir yorum yaz

En son güncellendiği tarih: Mar 28


Okul öncesi eğitimde çocukların sağlığını ve güvenliğini riske atmayacak “her şey”, onların gelişim ve öğrenim süreçlerini destekleyecek bir materyale dönüşebilir.


Doğa, bu materyalleri sınırsızca bizlere sunan en zengin kaynaktır elbette. Yapraklar, ağaçlar,  kum, toprak, kil, kurutulmuş meyve, sebze ve çiçekler, odun parçaları, kozalak, deniz kabukları, ve her türden taşlar ilk akla gelenlerden bazıları...


Taş, okul öncesi eğitimde başlı başına bir eğitsel materyaldir. Çeşitleri, renkleri, özellikleri, dayanıklılığı, yüzeyleri, boyutları, coğrafi ve iklim koşullarına göre farklılıkları, ısıları…


Farklı yaş gruplarında taşlarla yapılabilecek çalışmalar neler olabilir? İşte birkaç öneri:


Anasınıfı öğrencileri için etkinlikler;

Farklı yüzeylere sahip taşlar yan yana dizilir. Çocuklar fırça ve su kullanarak bu taşların üzerlerine istedikleri şekilde resim- çizim yaparlar. Daha sonra hangi taşın yüzeyinde suyun ne kadar kaldığını gözlemlerler. Daha sonra her bir taşın yüzeyini peçeteyle bastırarak emilen su miktarını gözlemlerler. Taşların özelliklerinin, suyun emilimini nasıl etkilediğini gözlemlemiş olurlar.


Orta yaş grubu öğreciler için etkinlikler;

Taşların bir veya iki özelliğine  göre örüntü oluşturma çalışması yapabilirler (renk, yüzey, büyüklük vb.)


Küçük yaş grubu öğreciler için etkinlikler;

Taşın bir özelliğine göre gruplama çalışması yaparlar. Küçük taşlar bir kutuya, büyük taşlar diğer kutuya konulabilir.


Oyun grubu yaş grubu öğreciler için etkinlikler;

Taşların yüzeylerine avuçlarıyla, parmaklarıyla ve ayaklarıyla dokunurlar. Daha sonra bu taşları parmak boyaları kullanarak istedikleri gibi boyarlar.


Çevrenizden, yaz tatilinde gittiğiniz sahilden taş toplayarak bu etkinlikleri evinizde çocuklarınızla uygulayabilirsiniz.


Her zaman dediğimiz gibi, şimdi de;

OKUL ÖNCESİ ÖNCELİĞİMİZ OLSUN!


Eğt. Uzm. Tuba Eren Öcal

Atölye Kuşağı Anaokulu Kurucu / Müdür

12 görüntülemeBir yorum yaz